Wednesday, 1 June 2011

20.12.2010


22.19

O kadar yorgun ve o kadar halsizim ki. Ayaklarım o kadar çok canımı yakıyor ki, kesip kurtulmak istiyorum ayaklarımdan. Ama yok benim aptal, benim salak o silikon tabanları çıkarırsan botun içinden böyle olur işte, ne vardı ki çıkardım ben onları. Zaten yine 3. takımda, şans eseri doğup zorunluluklar yaşayan bir dallama yüzünden 2 saat bekledik içtima alanında, offfff offfff çok acıyor ayaklarım :(:(.
Bugün ilk kez silah aldık elimize, elbette bir çoğunun mekanizmaları çalışmıyordu bu silahların; çünkü hepsi eğitim silahı idi. Zaten bütün bir gün silah ile eğitim yaptık, hareketleri var; ama gayet kolaymış hareketler, sevdim yani.
Bugünlük bu kadar, diyorum ya yatıp uyuyacağım, yoksa gidip ayaklarımı kesmek zorunda kalacağım. :( :( Canım acıyor.....

19.12.2010

02.18
Nöbetçiyim; ama öyle elde silah çaprazda beklemiyorum, koğuşun dışında botları ve dolapları bekliyorum bu gece, kimse bir şey uçurmasın dolaplardan diye.Yarın kalk saat 05.30 ve henüz hiç uyuyamadım. Her gece 4 saat uyku ile ayakta duruyorum. Zaten koğuş revire döndü iyice, her sabah en az 1 kişi yatakta
n hasta olarak kalkıyor ve her gün 20 25 kişinin revire gittiğini görüyorum, koğuşta 1 kişi hastalanınca herkes yavaş yavaş hastalanıyor. İşin kötü yanı revire gitmek içinde ilaçları almak içinde 2 3 gün beklemek gerekiyor. Bizim koğuşta ilk kurban Tuna idi, gece eğitiminde ayak kasları çekti, en azından 3 gün yatak istirahati alabildi, Hemen ardından bu sefer Murat ADAR dizlerinden rahatsızlandı, hoş daha önce bir çok kere operasyon geçirmiş dizlerinden bu yüzden revire gitti, revir doktoru Murat'ın dizlerine harika bir çözüm bularak C vitamini verdi. Halbuki Murat daha önce dizlerinden hem menüsküs hemde iç ve dış yan bağ ameliyatları olmuş, Murattan sonra Seyfi rahatsızlandı, hoş Seyfi galiba hiç iyileşemeyecek:). Ve 3 gün önce Uğur'da hastalar arasında yerini buldu. Hem Seyfiyi hemde Uğur'u bir gece vakti Acile gönderdik ikisi de birer iğne yiyerek geri geldi.
Bu arada bizim bölük yaklaşık 550 kişi, bu 550 kişiye bizim bölükte 10 tuvalet, 10 pisuvar ve 20 musluk var, yani her 55 kişiye bir tuvalet, 1 pisuvar ve 27 kişiye de 1 musluk düşüyor, temizlik ise galiba 5 6 gün önce yapıldı, zaten 2 tuvalet tıkanmış durumda, ayrıca bölüğe ait hamam'da biz gelmeden 1 hafta önce yıkılarak tadilata alınmış, bu yüzden şimdiye kadar sadece 1 kere banyo yapabildik bölükte o da sadece 5 dk ile sınırlıydı, son olarak burada çay bulabilmek bile neredeyse imkansız, askerler kafeteryaları kafalarına göre açıp kapatıyorlar burada. Canları isterse çay var istemezse yok.
Neyse bu kadar şikayetten sonra günün olayına değinelim bugün Kıbrıs'ta gideceğim birliğin tebliğini aldık. Gideceğim birlik tam olarak şöyle 39. Mekanize Piyade Tümeni 49. Piyade Alayı 1. Tabur 3. Bölük komutanlığı. Elbette bunun kötü yanı koğuştan ayrılmam olacak; çünkü burada herkes birbirini anlayabiliyor; ama Kıbrıs konusunda da içimde deli gibi bir merak var, hoş daha birliğimin nerede olduğunu dahi bilmiyorum bile, bir çok dedikodu var ama kesin bilgi söz konusu değil işte.
Bu gece nöbetçi Çavuş Fahri idi, oturduk muhabbet ettik bütün nöbet boyunca, Fahri çok iyi bir arkadaş, hatta fazla iyi diyebilirim ki, bu yüzden kimileri Fahriyi ciddiye almıyor; ama diyorum ya Fahri cidden çok kafadar bir adam.

Neyse bu gecelikte bu kadar yeter saat 05.30'da kalkacağım daha.
Not: Burdur'dan nefret ediyorum demişmiydim daha önce :).

Tuesday, 31 May 2011

18.12.2010


23.44

Ve işte güzel bir Cumartesi günü, yarım gün mesai vardı sadece, evet evet öğle yemeğinden sonra tatildi, yani koğuşa gidip ciddi ciddi yattık uyuduk:). Hoş bu sabah saat 05.00'da uyandırıldık ama olsun, sabah uyandığımda henüz kimse uyanmamıştı henüz, herkesten erken kalktım galiba bu erken kalkma bende alışkanlık yapmaya başladı, halbuki gecede 12'den önce pek yatmıyorum; ama demek ki yetiyor 5 saat uyku artık. Bu arada tüm bölüğün Kıbrıs'a gideceğini yazmıştım galiba, umarım Kıbrıs rahat olur; ama bu konuda ciddi şüphelerim var; ama yine de umut işte bakalım neler çıkacak karşımıza Kıbrıs'ta. Burada Çavuşlar Kıbrıs ile pek olumlu şeyler söylemiyorlar açıkçası, bu yüzden içimde hem biraz korku hemde merak var diyebilirim; ama beni en çok üzen büyük ihtimalle koğuş arkadaşlarımdan ayrılacak olmam olacaktır; çünkü birbirimize alışmaya yeni yeni başlıyoruz, umarım 4 5 kişi ile aynı bölüğe düşerim gittiğimiz yerde. Sonuçta Kıbrıs'ta kaç birlik olabilir ki?

Bugün sabah sevgili arkadaşım Antalyalı Gökhan dünkü Fındık-fıstık muhabbetinden sonra biraz geç kalktı, tam koğuşça Gökhan'a takılırken Bursalı Mehmet kafasını usulca yatağından çıkardı, yani anlayacağın askerde öle önüne geleni yemeyeceksin:).
Bölük yarım gün eğitim yaptığı için bugün sadece öğlene kadar eğitim yaptık, hoş yarım gündü; ama yine de yerlerde sürünmeye başladığımız için olacak tam gün gibiydi; ama olsun yine de öğleden sonraki uyku bütün o yorgunluğu aldı gitti. Akşam yoklamasından sonra mangaca nefteleri diktik keplere, galiba her geçen gün biraz daha askere benziyoruz; çünkü ilk gün ne kemerimiz, ne palaskamız ne de neftemiz vardı, artık hepsi tamam sadece künyemiz kaldı o kadar, bir de şu üzerimize 5 beden büyük gelen elbiseler tam olsaydı daha güzel olacaktı. Herhalde usta birliğinde biraz daha adama döneriz; ama şimdilik bu kadar.

Sevgilimi çok özlüyorum, elbette sevdiğim herkesin yeri çok çok ayrı; ama derlerdi de inanmazdım yarin yeri farklı oluyormuş askerde, şu askerlik bir an önce bitse de dönsem evime, sevdiklerime. 148 gün kaldı sadece evet daha çok başındayım ama bitecek işte nasıl olsa, öyle de bitecek böylede bitecek. Burada zaman tek başınaysan geçmiyor, o yüzden hep beraber hareket ediyoruz genelde. Zaten sürekli muhabbet halindeyiz arkadaşlarla.
Yarın kalk 06.30 galiba hayatımda ilk defa altı buçukta kalkacağım için mutlu oluyorum:), elbette yarın hiç eğitim yok bu da mutluluğuma mutluluk katıyor. :) Ben askerliği sevmeye başladım galiba :):):).

Not: Ömer, Uğur, Gökhan

17.12.2010


21.35


Son günlerde pek bir eğitim yaptığımız söylenemez, sebebi ise hafta içi yapılacak olan KKK denetlemesi, eğitim çavuşları her gün ya koşudalar ya da atış testlerine giriyorlar. Hoş Vural'da gelince süründürüyor be kardeşim, diğer mangalara bakıyoruz da adamlar yan gel yat, hele hele 3. takım var inanılmaz insanlar var o 3. takımda. Adamları fotoğraflara bakarak seçmişler galiba:). Evet Vural biraz öttürüyor; ama yine de Vural geldiği zaman eğleniyoruz, hiç yoktan çocuk bildiği şeyleri tek tek öğretmeye çalışıyor. Bugün Vural yerine Enes geldi 2100, 2200 ve 2300mangalarının hepsini yıkmışlar Enes'e zaten o da bizim gibi kısa dönem ne yapsın adam bütün gün bize sağa dön, sola dön geri dön dedi durdu. Hoş bizim manga da pek sorun yoktu ama 2100 ve 2200'de özellikle tekmil konusunda ciddi sorunlar vardı halen:)(az önce İzmirli Çağrı yat saatinin 20.30 olduğunu duyurdu koğuşa ve herkes tıraş olmaya gitti). Öğle yemeğinden sonra Enes yeniden bizi alarak eğitim alanına götürdü; ama Vural'da bizi bekliyormuş tam eğitime başlıyorduk ki Vural'ı yeniden çağırdılar ve biz bütün öğleden sonra kendi kendimizi eğittik:). Manga başı Murat sıra ile herkese komutanları soruyordu o arada bizim koğuştan Artvinli Alay Komutanı Cengiz ÖZEN yerine Kurmay Albay Gökhan ÖZEN deyince elbette biz koptuk, evet böyle güzel bir an geçirdik hep beraber; ama akşam olunca benim Buddy'im Seyfi çok kötüleşti ve sonunda Arif abi alıp götürdü revire, inşallah bir an önce düzelir Seyfi; çünkü durumu gerçekten pek iyi değil; ama her geçen gün koğuşta hasta sayısı artıyor, bakalım inşallah buradan hasta olmadan gidebilirim. Neyse Seyfi geldi yemiş kıçına iğneyi, umarım bir işe yarar şu iğnelerde kaldırır ayağa; çünkü yatak istirahati vermemişler:(.
Bu gece koğuşta alem vardı, çerezler, kolalar her şey vardı meze olarak ama bir biramız yoktu:). Neyse artık o da 22 gün sonra artık ne diyelim.

16.12.2010


22.43

Galiba yavaş yavaş askerliğe alışıyorum, en azından ilk günlere nazaran ayaklarım daha az ağrıyor ve daha da önemlisi koğuşta süper geyikler dönmeye başladı. Anlaşılan birbirimize de alışıyoruz artık. Galiba askerlikten bile ufak mutluluklar çıkarmaya başladık. Koğuşta 24 kişiyiz Çavuş ile birlikte herkes ayrı ayrı dünyalardan, üniversitelerden gelmiş buraya. Elbette herkes ile henüz tanışamadım ama herkes ile iyi geçiniyorum galiba şimdiye kadar kimse kafamı kırmaya çalışmadı veya full metal jacket filminde ki sabun sahnesini daha henüz kimse üzerimde denemedi:). Şuan için Mardinli "Memur" Tekin, Bolulu Bayram ve Buddy'im Seyfo ile aram çok iyi ve elbette bir de Derinceli Mehmet var.
Bugün yine yağmur vardı Burdur'da, zaten geldiğimiz günden beri ya kar yağıyor ya da yağmur, havanın boş geçtiğini henüz görmedim. Özellikle sabah saatlerinde sicim gibi yağan yağmur yüzünden eğitim saatinde mola verildi bizlerde ağaçların altına sığındık 15 20 dakika geçmişti ki Murat Teğmen bütün bölüğü çıkardı ağaçların altından ve çok güzel cümleler sarf ederek "Şeker misiniz siz? Eriyecek misiniz? vs." gibi cümleler kurdu, açıkçası komik bir durumdu bizim için; sonuçta biz söylemedik molayı, neyse işte öylece bir fırça idi zaten. İstirahatten sonra bu sefer tören yürüyüşü yapmak için alay içtima alanına indirildik. Bilmiyorum kaç kere tur attık belki 12 belki 13 ama en sonunda ayak tabanlarım zonklamaya başladı. Akşam yemeğinden sonra her zaman ki gibi uzun bir içtima alındı. Gece yat yoklaması ise Murat Teğmenin emri ile yataklarda alınacakmış dediler ve bizlerde ilk 25 dakika dolapları düzenleyip, botları boyadık, hemen bir not düşelim Vietnam savaşında, Vietnam'a ayak basan bir Amerikan askerinin ortalama 7 dakika ömrü oluyormuş; bu durum Burdur'da bizim botlar için geçerli boyuyorsun 3 dakika yürüyorsun ve botlar yine bem beyaz. Burdur çok kireçli bir toprağa sahip galiba, durum böyle olunca botlarım hemen renk değiştiriyor:). Neyse ki Murat Teğmen yoklama almaya gelmedi ve bizlerde rahat bir nefes aldık.

Bugün duyduğum bir marş yazalım da yatalım sonra.
"Dağlara atarız pusu
Haram oldu gece uykusu
Piyadeye bir yudum su
Vermez misin Burdur kızı"

Daha bir çok marş var zamanla hepsini yazacağım teker teker, bu arada marş söylemek boğazımı da yormuş biraz :).

15.12.2010

23.47
Her zamanki gibi 05.30'da kalk aldık; ama artık alışmaya başladım galiba daha kimse uyan demeden uyanıyorum artık; ama kalkmak halen zor geliyor bana yoksa uyanmakta bir şey yok. Sabah saatlerin çok şiddetli bir yağmur vardı; ama öğlene doğru iyice yavaşladı ve bulutlar yalancıda olsa baharı yaşattılar bize. Bugün o yüzden hem öğle yemeğimiz hemde yemekten sonra ki dinlememiz çok güzeldi bana göre.
Yemekten sonra yine her zaman ki gibi içtima alındı; ama içtimadan sonra eğitim yapılmadı sebebi ise geldiğimiz günden beri konuşulan denetleme imiş. Akşam olduğunda hamama gittik, hoş hamam için sıra beklerken doğa ana galiba bize acımış olsa gerek yağmuru ile ön temizliğimizi yaptı, banyoya girene kadar kıçımıza kadar ıslanmıştık zaten; ama hamam buraya geldiğimden beri en güzel günü yaşamama fırsat oldu diyebilirim, tekrar temiz olmak çok güzelmiş gerçekten, şimdi tekrar ne zaman gideriz diye soruyoruz birbirimize. :)

Neyse bugün kısa kesiyorum hemen uyuyacağım en pamuk halimle. :)

14.12.2010

23.25

O kadar yorgunum ki bugünün yazısını bitirebilir miyim bilemiyorum. Kalem tutan elim bile sızım sızım sızlıyor. Koğuşta uyumayan sadece ben varım herkes yatağına girer girmez uykuya daldı. Horultular birbirini bastırıyor; belki dışarıda bir yerde duysam bu horultuları küfürler savururum; ama burası farklı ve herkes o kadar yorgun ki horlamaları çok normalJ. İnternette Burdur ile okuduğum yazılar geliyor aklıma, herkes ne kadar güzel anlatmıştı Burdur’u, onlara göre ne kadar da güzelmiş meğersem Burdur; ama şimdi anlıyorum ki hepsi koca koca yalanlardan ibaretmiş. Acemi asker olmak zormuş gerçekten çok zormuş.

Bugün sabah saat 05.30’da kalk emri ile kalktık, dünkünün aksine bugün yağmurlu bir Burdur gününe uyandık. Dün yağan bütün kar, yağmur ile birlikte eriyip gitmişti. Kalk içtimasından hemen sonra kahvaltıya geçtik ve sonra yeniden içtima aldık, aslında burada bizi yoran sadece içtima olayı bence, özellikle şu çök emri gelmesinden özellikle çekiniyorum; ama her içtimada en az 6 7 kere çök, kalk yapıyoruz. Sebebi ise hem dizim hemde ayağım çok fena ağrıyor. İşin kötü yanı gün içinde toplamda 6 kere içtima alınıyor ve her içtima 35 dakika ile 2 saat arasında değişiyor.

Akşam yemeğinden hemen sonra yeniden içtima alındı, meğer bugün gece eğitimi varmış, sanki sabah verilen eğitim yetmiyor bir de gecesi çıktı dedim kendi kendime. Hoş Vural, Murat Teğmenden bahsediyordu sürekli, meğersem o teğmen bu gece nöbetçiymiş ve dediklerine göre Murat Teğmenin nöbetçi olduğu gecelere dikkat etmek gerekirmiş. Gece eğitimi 3 saat kadar sürdü, ayaklarım o kadar çok ağrıdı ki neredeyse bir ara bırakacaktım kendimi yere, hoş galiba bunu tek düşünen kişi ben değildim ki gece eğitiminin ortalarına doğru ambulans geldi alay içtima dediğimiz yere ve 1 askeri aldı. 10 dakika sonra tekrar geldi ve 1 asker daha gitti en sonunda bizim manga’dan bir arkadaşta daha fazla dayanamadı ve o da ambulans’a binerek revire götürüldü, aslında kurtulmuş oldu diyebilirim. Saat 9 sularında gece eğitim son buldu ve herkes derin bir nefes almışken Murat teğmen bütün bölüğün tek tek sayılmasını istedi. Tek tek sayıldık ama 550 kişiden 1 kişi eksikti, bilmiyorum belki 5 defa daha sayıldık o arada ama hep 1 kişi eksik çıkıyordu ve o 1 kişi yüzünden tam 1 saat 15 dakika boşu boşuna gecenin ayazında dikilip durduk. Bu arada içtimada beklerken artık birileri çok mu konuştu da yoksa başka bir sebepten ötürümü bilmiyorum ama Murat Teğmen yat emri verdi, yerler ıslaktı, falandı filandı demeden yattı herkes J. Böylece ilk fırçamızı da bir şekilde yemiş olduk. 1 saat 15 dakikanın sonunda kayıp olan arkadaş ortaya çıkabildi ve bizde yataklarımıza gidebildik. Evet, bugünde koğuşta uyumayan tek kişiyim; ama yatıyorum ve hemen uyuyorum şimdi.

13.12.2010


22.15

Bugün karar verdim ki askerlik insanın koyun yerine koyulduğu yegâne yerdir; ama bir noktada hak vermemek elde değil bu sisteme. Sonuçta 500 insanı bir arada tutabilmek ve aynı saniye içinde aynı hareketleri yaptırmak için insanı koyun haline sokmak gerekiyor.

Sabah saat 05.00’da kalktık ve o saatten beri neredeyse hiç oturma fırsatı bulamadım, zaten ne oturacak bir zaman ya da oturabileceğim yer var. Ayak topuklarım ciddi bir şekilde canımı acıtıyor ve ayrıca belimde sızlıyor; ama galiba sadece ben değilim bu halde olan.

Sabahtan bu yana tam olarak 6 defa içtima alındı her 2 saatte bir sayılıyoruz desem yeridirJ. 3 saatlik bir eğitim ve toplamda 7 saat süren içtima, elbette komutlar belli çök, kalk, rahat ve hazır ol; ama eminim bunlar sadece 2. gün olduğu içidir ilerleyen günlerde komutların biraz daha ağırlaşacağına eminim. Saat 16.00’dan beri hiç hız kesmeyen bir kar yağışı var Burdur’da. Artık sigara bile içmeye çıkmak istemiyorum, soğuk bir yandan yorarken, ayakta kalmak çok daha fazla yoruyor ve canımı yakıyor, neyse ki sadece 155 gün ya 460 gün askerlik yapanlara ne demeli Allah asıl onlara sabır versin, az değil 460 koca gün.

Şimdi gelelim bugünün asıl olayına, bugün öğrendik ki herkes Kıbrıs’a gidiyor, evet Burdur’a gelen neredeyse her askerin usta birliği Kıbrıs olacak. Hoş ilk katıldığımızda da fısıltılar vardı Kıbrıs konusunda ama yine de kesinleşince biraz moralim bozuldu açıkçası, sonuçta pek Kıbrıs taraftarı bir insan değilim ben ve şimdi de Kıbrıs’a gitmek zorundayım, neyse şimdilik daha fazla yazıp canımı sıkmak istemiyorum bu konu ile ilgili.

Diyorum ya çok yorgunum ama uyuyamıyorum henüz çünkü şuan asker gazinosunda kayıt belgelerini doldurmak için bekliyoruz ve daha ne kadar sürecek inan hiçbir fikrim yok halen. 25 gün daha çekilir mi bu eziyet bilmiyorum ama yapacak hiçbir şey yok.

Sevgilimi çok özlüyorum hem de çok çok özlüyorum biriciğimi; ama gidene değil kalana zor gelirmiş derler, sonuçta yavaş yavaşta olsa alışıyoruz birbirimize burada; ama hep aklımda sevgilim hep düşüncelerimde.

12.12.2010



23.12

155. günün ilk günü daha doğrusu 156. gün. Sabah saat 10.00’da Ankara’dan bindiğim otobüs saat 16.30’te Burdur’a vardı. Açıkçası yol durumu gayet kötüydü, özellikle Afyon’a geldiğimiz sırada yoğun tipi yüzünden bir süre yolda beklemek zorunda bile kaldık; ama ben galiba şanslı olanlardanım, yollarda mahsur kalanlar olduğunu duydum umarım askerlikleri boşu boşuna uzamaz arkadaşların. Bu arada Ersin ÇAKIR’ın arkadaşı olan Bolulu Bayram ile tanıştım ve artık aynı mangadayız, zaten aynı otobüs ile geldik Ankara’dan Burdur’a.

Açıkçası bütün bir gün ayakta dikildik durduk, birliğe teslim olduktan hemen sonra bizleri Mangalar halinde ayırdılar, benim takımım ve mangam 2. Takım 3. Manga, ayırma işleminden hemen sonra ufak çaplı bir çanta araması yapıldı, ufak derken gerçekten çok ufak çaplıydı ki asker hiç bakmadı bile çantamın içine. Hani ilaç alsaydım yanıma dedim kendi kendime, hatta cep telefonu falan soksam kimse anlamazdı haniJ. Aramadan sonra ilk olarak topluca yatacağımız koğuşlara giderek çantalarımızı koğuşa bıraktık ve Manga Çavuşumuz Vural ile tanıştık, açıkçası Soyadını söyledi; ama hiç hatırlamıyorum şuan için. Vural Çavuş önümüzde ki 25 26 gün boyunca bizi eğitecek olan arkadaş herhalde 20 21 yaşındadır. Koğuştan hemen sonraki durağımız galiba bir yemekhaneydi; ama bugünlük için aşı bölümü olarak ayrılmış hepimiz üstümüzü çıkardık ve sıraya geçtik aradan bir kamuflajlı asker belirdi ve biz sıra halinde beklerken ve aramıza girerek kollarımıza elinde ki iki tendirdüyotlu pamuk ile başladı boyamaya. Aşı için oturan askerleri gördükçe sıranın bana gelmesinden korkmaya başladım, bir askerin iki yanına oturan iki hemşire aşıları o kadar sert yapıyorlardı ki kimi askerin kolundan kan neredeyse fışkırıyordu, nitekim sıra bana gelince bende aynı kaderi paylaştım arkadaşlarla ve özellikle sağ kolumdan ciddi şekilde kan aktıJ. Aşıları da olduktan sonra bu sefer eşya deposuna gittik manga çavuşu eşliğinde ve bir komedi başladı. Eşya deposunda herkese aynı tip ve aynı beden elbise dağıttılar, mesela benim parkam bana 4 5 beden büyük geliyor; ama hadi ben 90 kiloyum 50 kg olan adama da aynı beden parka verdiler yani durumu benden daha kötü olan arkadaşlar da var, umarım kimse parkasına basıp yere yuvarlanmazJ. Ayrıca Vural Çavuş normal ayakkabınızdan 2 numara daha büyük bot alın dedi, buna göre benim 47 numara bot almam gerekiyordu; ama 47 numara bot yoktu bende 46 numara almak zorunda kaldım, biraz sıkıyor; ama açılır herhalde. Elbise işini hallettiğimizde saat 9 gibiydi ve tekrar koğuşa döndük bu sefer boy sırasına geçirildik ve buddy’lere ayrıldık benim Buddy’im Samsunlu Seyfi isminde bir arkadaş, daha şimdilik sadece ismini biliyorum ama yakında iyice tanırım nasılsa artık ayrılmaz ikili olacağız Seyfi ile.

Neyse ilk günkü izlenimlerim ve yaşadıklarım böyle, yarın sabah saat 05.00’da kalkacağız şimdi birazcık uyku iyi gelecek galiba bana, bugünlük yeterli olacaktır.

Acemi Asker Listesi

Aşağıda Acemi birliğim olan Burdur 58 Piyade Alayına katılırken yanıma aldığım eşyaların listesini yaptım evet kimisi çok gereksizdi; ama kimisi de hayatımı kurtardı diyebilirim.

1) Casio FW-91 saat (Asker Saati)
2) 8 adet kullan at tıraş bıçağı
3) 2 adet yüz havlusu
4) 1 adet banyo havlusu
5) 6 adet yeşil asker fanilası
6) 8 adet iç çamaşırı
7) Fenistil Jel
8) Bepanten krem
9) Silokon tabanlık
10) 8 adet çorap
11) Tırnak makası
12) Traş Köpüğü
13) Diş fırçası ve Macunu
14) Deodorant
15) Kolonya
16) Poşet 15 16 adet
17) İğne, İplik, Düğme
18) Islak Mendil
19) Pijama
20) Pudra
21) Boyna asmalı cüzdan
22) Telefon kartı
23) Bozuk para 20 TL kadar
24) El kremi
25) Şampuan, Sabun, Lif
26) Terlik
27) Spor ayakkabı
28) Yeşil çift katlı eldiven
29) Boyunluk
30) Telefon kartı 20 TL'lik
31) Kalem, Kağıt, Not Defteri
32) Yara bandı

Elbette bunların hepsini kullanmadım ve eminim bunlar sadece aklımda kalanlar, bunların yanında daha bir çok şey götürdüm ama bir çoğunu kullanmadım hiç. Yine de kış dönemi askere gidecekler için bunlar götürülmesi şart kalemler diyebilirim. Özellikle silikon taban ve fenisitil jel acemi askerin olmazsa olmazı bana göre, sonuçta gün içinde 10 saatte yakın ayakta bekliyor acemi asker bu yüzden de çok önemli.


Ön Söz


Askerliğimi 337. kısa dönem olarak yaptım, acemi birliğimi Burdur 58. Piyade Alayında usta birliğimi ise 39. Tümen 49. Piyade Alayında tamamladım, Burdur'u saymazsak aslında Kıbrıs'ta çok rahat bir askerlik yaptım diyebilirim, hatta askerlik yapmadım desem yeridir, sonuçta dershanede İngilizce öğretmeni olarak görev yaptım ve İngilizce dersi veriyordum sadece, elbette nöbette tuttum, portakalda topladım; ama genel olarak çok güzel bir askerlik geçirdim ve bu arada 156 günlük askerlik hayatımın her gününü, üşenmeden ve sıkılmadan bir güncede topladım, çoğu zaman arkadaşlarım şaşırdılar nasıl bu kadar çok şey yazabildiğime. Evet kimi günler çok sıkıldım yazmaktan ve hatta bazen yazacak hiç bir şey bulamadığımda oldu ama bunlar 3 4 günü geçmez diye düşünüyorum. İnsan askerde o kadar çok şey bulabiliyor ki yazacak, aslında o kadar çok şey yaşıyor ki anılara sığdıracak; ama işte kimi zaman bunu anlayamıyor. Ben bu konuda kendimi şanslı hissedenlerdenim açıkçası; çünkü hem yazacak çok şeyim oldu askerde hemde anılarıma sığdıracak. Bir çok yeni insanla tanıştım orada, evet kimine kısa gelir 156 gün ama işte dışı seni içi beni yakar 156 günün.

Hemen belirtelim yazdıklarımdan veya yazacaklarımdan ötürü benim ciddi zorluklar yaşadığımı düşünebilirsiniz veya ciddi sıkıntılar yaşadığımı; ama Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu da askerlik görevini yerine getiren askerlerle benim yaşadıklarım kıyaslanamaz, sonuç olarak ben askerlik yaptım desem yalan olur daha çok askercilik oyunu demek daha yaraşır benim yaptığım askerliğe. Sonuçta ne sıcak gördüm askerde ne de soğuk, ne bir çatışmaya girdim ne de büyük bir denetleme geçirdim. Ben sıradan bir kısa dönem olarak yaptım askerliğimi, hatta ve hatta sıradan bir kısa dönemden çok daha rahat bir askerlik yaptım bana göre, elbette benden daha rahat görev yapanlar olmuştur bir şey diyemem ama bizde yerimize göre çok rahat ve mutluyduk.
Eminim ki yazdığım güncede kimi günler kızgınlık ve hiddetle kimi olayları abartmış veya yanış anlamış olabilirim; ama bütün günce mi hiç bir noktasına dokunmadan yayımlamak istiyorum, dediğim gibi orası asker ocağı idi ve orada insan psikolojisi gerçekten çok farklı olabiliyor.
Az önce değindiğim konuya bir açıklık getirelim, evet dediğim gibi çok rahat bir askerlik geçirdim ama Burdur'u ayrı tutmak gerekir. Burdur gerçekten zorlandığım tek duraktı diyebilirim, Burdur her konuda bizi zorladı açıkçası.

Son olarak her insanın askere gitmesinin zorunlu olduğu ülkemizde, askerliğin gereksiz olduğunu düşündüğüm çok zaman oldu; ama yine de her Türk erkeğinin askere gitmesinin zorunlu olmasını yine de destekliyorum...